SİHİRLİ DEĞNEK MİLLETİMİZİN ELİNDE

AK Parti Gaziantep Milletvekili Canan Candemir Çelik, “16 Nisan’da Türkiye’nin anayasasında bir değişiklik yapacağız ama tabloya bakıldığında adeta Avrupa’daki, dünyadaki yansımaları sanki Türkiye’nin değil de dünyanın anayasasını değiştiriyoruz. Böyle bir algı var. Herkes işin içerisinde. Herkesin bu denli işin içerisinde olması da durumun ne kadar önemli ve ciddi olduğunu gösteriyor. Milletimiz 15 Temmuz’da elindeki sihirli değneği çok net bir şekilde gösterdi. 16 Nisan’da aynı sihirli değnekle milletimiz dokunuşunu yapacak” dedi. AK Parti Gaziantep Milletvekili Canan Candemir Çelik, Radyo Zeugma ve GRT FM’in ortak yayınında Burak Çepik’in hazırlayıp sunduğu programa konuk oldu. İŞİN SIRRI KADINLARDA Kadınların referandumu yakından takip ettiğini belirten Canan Candemir Çelik, “Kadınlar memleket meselesi olunca kadınlarımızın hassasiyeti çok daha yüksek oluyor. İşin sırrı kadınlarda diyoruz ve bizde kadınlarımıza ayrı bir hassasiyet gösteriyoruz. AK Parti’nin teşkilatçılık sırrında da kadın çalışmaları çok önemli bir yer tutar. Onun için kadın kolları teşkilatlarımızla beraber bütün kadın hareketlerini çok yakından takip edip özellikle mahalle programlarında, ev programlarında, sosyal tesis programlarında, STK programlarımızın içerisinde kadınlarımız ayrı bir yer tutuyor. Türkiye’nin, gençlerin ve çocuklarımızın geleceği için annelerimiz bir başka kaygılanıyorlar. 15 Temmuz’un gerçekten kahramanları olan kadınlarımız yine 16 Nisan’da destan yazmak için büyük bir hassasiyetle ve sabırla bekliyorlar” dedi. ANAYASA DEVLET İLE MİLLET ARASINDA BİR SÖZLEŞMEDİR HİZMET YAPMAK, İCRAAT YAPMAK AK PARTİ HÜKÜMETLERİNİN İŞİ Türkiye’nin 7. referandumunu yapacaklarını belirten Çelik, “İlk defa sivil bir anayasa değişikliğini, bu kadar kapsamlı bir anayasa değişikliğini yapıyoruz. Anayasa devlet ile millet arasında bir sözleşmedir. Anayasa’nın zaten birebir somut olarak hayatımızda akşamdan sabaha, sabahtan akşama önümüzdeki yol, yanımızdaki park gibi bir değişimi getirmesini bekleyemeyiz. Burada devletin temel yapısını kurgulamak, iskeletini sağlam yapmak, çatısını doğru ve sağlam kurgulamak çok önemlidir. Kadınlarımıza da bunları anlatıyoruz. Hepimiz cebimizde çok para olsun, mutfağımız daha zengin olsun, işimiz daha iyi olsunun çabası içerisindeyiz. Bizlerde AK Parti hükümeti olarak bunun çabası içerisindeyiz ama burada farklı bir konu ve farklı bir boyut var. Biz şimdi devletin temel yapılanmasındaki yönetim şeklinin belirlenmesi noktasında bir yapısal bir düzenleme sağlıyoruz. Bu düzenlemeyi sağlam bir temele oturttuğumuz zaman hizmetlerin, icraatların hepsinin önünü açılacak. Zaten hizmet yapmak, icraat yapmak AK Parti hükümetlerinin işi. 14 yıl bunun en güzel göstergesi. Biz bu süreç içerisinde yol, köprü, hastane, okul, havaalanı, üniversite her alanda hizmet yaptık. Yapamadığımız hiçbir hizmet türü kalmadı. Vatandaşlarımız yapmış olduğumuz bu hizmetleri hayatlarında hissettiler ama bu 18 maddelik anayasa değişikliği devletin yönetim biçiminde yani hükümet etme sisteminde icraatların yapılma yol ve yönteminde bir şekil belirleyecek. Yönetim şeklinin hızını belirleyecek. Bu yapısal değişikliği sağlarsak önümüzdeki bürokratik engelleri aşmak için çok önemli bir mesafe katetmiş olacağız. Bürokrasiyi ortadan kaldıracağız, vatandaşın hizmeti ayağına çok daha hızlı bir şekilde götüreceğiz. Çift başlılığı ortadan kaldıracağız. Bunlar sadece söylemlerde değil uygulamada insanımıza direk hizmet olarak her alanda ulaşacak şeyler. 14 yıllık AK Parti hükümetleri döneminde parlamenter sistemle biz yapılabilecek hizmetleri vatandaşlarımıza en üst seviyede ulaştırmaya çalıştık ama bütün bunları yaparken bir diğer taraftan darbelerle uğraştık, e-bildirgelerle, kapatma davaları vesayetlerle uğraştık. Bütün bunların da mücadelesini verdik bir taraftan. Tam da bunu anlatıyoruz” dedi. YAŞAMIŞ OLDUĞUMUZ BU TECRÜBELERİ ANAYASA DEĞİŞİKLİKLERİNE YANSITMAK İSTİYORUZ Bu anayasa değişikliği kesinlikle bir rejim değişikliği olmadığını ifade eden Çelik, “Türkiye Cumhuriyeti 1923 yılında rejimini belirlemiştir ve Türkiye Cumhuriyeti laik, demokratik, sosyal bir hukuk devletidir. Bu madde değiştirilemez. Değiştirilmesi dahi teklif edilemez. En büyük teminatı da AK Parti’dir. Ayrıca biz tek devlet, tek millet, tek bayrak, tek vatan konusunda bizim kırmızı çizgilerimiz vardır. Bu konuda en ufak bir taviz vermemiz söz konusu değildir. 18 madde içerisinde MHP ile birlikte bizim yapmak istediğimiz hükümet etme sisteminde bir değişiklik yapıyoruz. Yani bir yönetim şekli değişikliğidir bu. Yani insanların ayağına hizmeti götürme şeklidir. Yani bir yapılanma değişikliği şeklidir. Neden bu değişikliğe gidiyoruz? 94 yıllık Cumhuriyet tarihimizde bugün biz 65. Hükümetimizin zamanındayız. Neden 95 yılda 65 hükümet? Ortalama 1 yıl 4 ayda bir hükümet kurmuşuz. Bu da gösteriyor ki parlamenter sistem çerçevesinde Türkiye’ye hizmet yapılabilmesi sürekli bir yönetim krizine dönüştürülerek geri dönüşü sağlanmış. Bu sistemde bir problem olduğunu millet olarak biz 94 yıldır yaşıyoruz. Yaşamış olduğumuz bu tecrübeleri Anayasa değişikliklerine yansıtmak istiyoruz. Milletimizin kararlı duruşu ile bu süreyi tamamlayacağız” dedi. SANKİ TÜRKİYE’NİN DEĞİL DE DÜNYANIN ANAYASASINI DEĞİŞTİRİYORUZ Sihirli değneğin şu anda milletin elinde olduğuna vurgu yapan Çelik, “16 Nisan’da Türkiye’nin anayasasında bir değişiklik yapacağız ama tabloya bakıldığında adeta Avrupa’daki, dünyadaki yansımaları sanki Türkiye’nin değil de dünyanın anayasasını değiştiriyoruz. Böyle bir algı var. Herkes işin içerisinde. Herkesin bu denli işin içerisinde olması da durumun ne kadar önemli ve ciddi olduğunu gösteriyor. Milletimiz 15 Temmuz’da elindeki sihirli değneği çok net bir şekilde gösterdi. 16 Nisan’da aynı sihirli değnekle milletimiz dokunuşunu yapacak. 15 Temmuz gecesi tankların önüne yatan da, savaş uçaklarına kafa tutan da, toplara tanklara karşı çıplak elleriyle dur diyen de bizim milletimizdi. Bu sihirli değnek 16 Nisan’da da milletimiz tarafından kendini gösterecek. Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi Türkiye’nin büyük bir ihtiyacı. Biz çok zor bir coğrafyada yaşıyoruz. Coğrafya kaderinizdir diye bir söz vardır. Bu tam da Türkiye için söylenmiştir aslında. Çok hareketli, herkesin gözünün üzerinde olduğu, çok hassas bir şekilde takip ettiği bir coğrafyada yaşıyoruz. Bu coğrafyanın ihtiyacı olan güven ve istikrar. Bölgedeki söz söyleme gücümüzün çok daha artması, dünyada söz sahibi söyleyebilen bir ülke olabilmemiz için istikrar ve güvene ihtiyacımız var. Parlamenter sistemde istikrar olmadığını 7 Haziran’da da gördük. 7 Haziran’da meclise 4 siyasi parti girdi ve hiçbir parti tek başına hükümet kurma çoğunluğunu elde edemedi. Bunun sonucunda 5 aylık süreçte hangi parti hangi parti ile görüşecek gündemini yaşadık. Bu sürecin getirmiş olduğu sıkıntıları bütün Türkiye yaşadı. Bölgemizde yönetim krizlerinin olmadığı ve karar alma mekanizmasının çok daha hızlı, güçlü ve denetimli bir şekilde hareket edebildiği bir sisteme ihtiyacımız var. Bunun adı Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi.” MİLLETİN TEZGAHINDAN GEÇMEK ÇOK ÖNEMLİ Cumhurbaşkanı seçilecek olan kişinin yüzde 50 artı 1 oy alabilmesi gerektiğini anlatan Çelik, “Bu oy oranını alabilmek çok kolay bir mevzu değil. Milletin tezgahından geçmek çok önemli bir süreçtir. AK Parti parlamenter sistemde 2002 yılında yüzde 34 ile tek başına iktidar oldu. Parlamenter sistemin azizliği ile o günün şartlarında meclise 2 siyasi parti girebildi ve bu partiler AK Parti ve CHP oldu. Biz burada çıtayı yükseltiyoruz. Milletin iradesinden geçmeden hiç kimse Cumhurbaşkanı olamaz. Millet kendi içerisinden seçtiği birisi asla millet iradesine aykırı hareket edemez. 2007’den önce Cumhurbaşkanı meclis tarafından seçiliyordu. Meclisin özgür iradesiyle seçilmiyordu. Biz bunu Ahmet Necdet Sezer’in seçiminden biliyoruz. Ahmet Necdet Sezer’in yaptıklarından halkla aynı doğrultuda düşünmediğini görüyoruz. Bunu Sayın Ecevit ile yaşadıkları krizde de gördük. Bir anayasanın Cumhurbaşkanı tarafından Başbakana fırlatılmasının gazetelere nasıl manşet olduğunu bugün trajikomik bir şekilde görüyoruz ve bunun nasıl yaşandığına hayret ediyoruz. Milletin seçtiği hiçbir lider milletin iradesinin aksine iş ve işleyişin içerinde olamaz. Diyelim ki milletin iradesinden sapma gösterdi ya da meclisle uyum içerisinde çalışmadı, krize sebep oldu. Krizleri uzlaşma yöntemi ile çözemediler o zaman farklı bir denge unsuru getiriyoruz. Hem meclisi hem de Cumhurbaşkanını seçime götürme imkanı veriyoruz. Seçime götüren kendisi de seçime birlikte gider. Keyfiliği önlemek konusunda böyle bir ince nokta da getirilmiş durumda. Asla bunun üzerinden farklı bir denge oluşturmaya çalışmak doğru değildir. Bu söylemleri televizyonlardan, sosyal medyalardan da bol keseden atıldığını görüyoruz. Milletimize diyorum ki 18 maddeye her yerden ulaşabilirsiniz lütfen kendiniz okuyun. Kafa karışıklığına mahal verilmesini, adeta bir korku salınmasına mahal vermeyelim.” PARLAMENTER SİSTEM YAPILABİLECEKLERİN HEPSİNİ TIKAMIŞ DURUMDA 2002 yılından bu yana bu sistemde milletimize hizmet etmeye, milletimiz için çalışmaya gayret eden bir AK Parti hükümetleri süreci yaşadıklarını belirten Çelik, “Aslında sürecin evveliyatı o kadar geriye dayanıyor ki AK Parti’nin ilk hükümete geldiği yasama yılı içerinde Cumhurbaşkanlığının görev süresi tamamlanıyordu ve mecliste Cumhurbaşkanlığını seçilmesi gerekiyordu. O zaman Cumhurbaşkanımız Ahmet Necdet Sezer’di Cumhurbaşkanlığı süreci başlayınca yine bu alışılagelmiş hassasiyetler bir anda tavan yapıp bir sürü şey konuşulmaya, tartışılmaya başlandı. Biz mecliste AK Parti olarak Abdullah Gül’ü 11. Cumhurbaşkanımız olarak seçmek istedik o güne kadar hiçbir uygulaması ve örneği olmayan bir 367 krizi ile karşı karşıya geldik. Sebebi ise 11. Cumhurbaşkanımız Abdullah Gül’ün eşinin başörtülü olmasını vesayet odakları ‘Biz Ak Parti’ye Cumhurbaşkanı seçtirmeyiz’ üzerinden çeşitli versiyonlar üretmeye başladılar. Bunlardan birisi 367’idi. 27 Nisan e-bildirgesi ile karşı karşıya kaldık. Bu malum çevreler o güne kadar görmedikleri tepkiyi AK Parti tarafından ve diklenmeden dik duran Recep Tayyip Erdoğan tarafından gördüler. ‘Herkes yerini bilecek’ dedi Sayın Başbakanımız. Ve biz 2007’de düğümü millete götürdük, seçime gittik. 2007’de seçimler yapıldı ve millet buyurun siz tek başınıza Cumhurbaşkanımızı seçin diye AK Parti’ye yetki verdi. Biz Cumhurbaşkanımız olarak Abdullah Gül’ü seçtik ve anayasa değişikliği yaptık. Bundan sonra Cumhurbaşkanının mecliste pazarlık unsuru olmasını kaldıralım, bu seçimi millet yapsın dedik. Orada bugünkü sürecin ilk adımını atmış olduk. Temelleri 2007’de atılan ve millet iradesiyle gelen Recep Tayyip Erdoğan var. Millet tarafından seçilen bir Başbakan ve millet tarafından seçilen bir Cumhurbaşkanımız var. Parlamenter sistem krizlerini o günden gösterdi. Ondan sonra da göstermeye devam etti. Parlamenter sürecin azizliklerinden birisi yine 7 Haziran sürecidir. Ülkenin gündemini meşgul etmemesi gereken konularla yattık ve kalktık. Asıl odaklanmamız gereken, büyümemiz, güçlenmemiz ile ilgili çalışmalarımız hizmet etme noktasında yapılan yol, köprü gibi şeyleri bunlarla uğraşırken yaptık. Parlamenter sistem yapılabileceklerin hepsini tıkamış durumda. Daha iyi yol almamız mümkün değil.” TEPKİ GÖSTERMEKTEN BİLE ACİZ KALDILAR Çok hareketli bir bölgede yaşadıklarını belirten Çelik, “Bunun sonuçlarından en çok etkilenen Türkiye Cumhuriyeti’dir. Özellikle Gaziantep olarak Suriye’ye sınırları en fazla olan bir şehirde yaşadığımız için bunu sahada da çok net bir şekilde görüyoruz. Bizim buradaki yaklaşımımız tamamen insanidir, vicdanidir ve ensar anlayışıyla biz bu sürece bakarız. Bütün dünyanın gözü önünde çocuklarımız ve kadınlarımız orada ateş altındayken kimsenin sesi çıkmadı. Buna tepki göstermekten bile aciz kaldılar. Geçtiğimiz aylarda kadın hakları ile ilgili bir parlamentoya katıldım ve orada da Gaziantep olarak bunu özellikle belirttim. Savaştan en çok etkilenen kadınların şiddet altında olduğunu kadınların en çok Suriye’de mağdur olduğunu ifade ettim ama bütün dünya, bütün Avrupa ‘evet Türkiye’yi ve Gaziantep’i yapmış oldukları bu olaydan dolayı takdir ediyoruz’ diyor. Türkiye ve Gaziantep gerçekten takdir edilecek bir duruş gösterdi. Bu sürecin hemen sonlanmasını hepimiz arzu ediyoruz, bu sürecin biran önce sonlanması için de elimizden geleni yapıyoruz. Ama bunun bir süreç alacağını hepimiz görüyoruz. Şehrimizde geçtiğimiz yaz düğüne bomba atılarak kana bulanan o düğün sonrasında hükümetimiz burada çok hızlı ve net bir kararla Fırat Kalkanı operasyonunu başlattı. Bugün Cerablus’ta ve El-Bab’da çok büyük bir temizleme operasyonu yapıldı ve insanlar buralara dönmeye başladı. Kimse keyfinden evini yurdunu bırakmaz.” EVLİLİK KURUMUMUZU BU KADAR BASİTLEŞTİREMEYİZ Evlilik ve izdivaç programları adı altında ulusal kanallarda çok çeşitli programlar yapıldığını belirten Çelik, “Bu programlar bizim aile yapımıza, aile bütünlüğümüze, geleneklerimize, örfümüze, adetemize, ahlakımıza çok aykırı unsurları içinde barındıran programlar haline gelmiş durumda. Bu programlardan 120 bine yaklaşan bir şikayet oluştu. Bu konuda mecliste bir alt komisyon kurduk. Bu komisyon çalışmalarını yapıyor ancak şuanda bir referandum çalışması olduğu için meclis bir ara verdi. Komisyonda MHP ve CHP’den de arkadaşlarımız var. Hepsinin de hassasiyeti aynı. Değerlendirip bir sonuca varmak istiyoruz. Anayasamızda ailenin korunması devlete verilmiş olan bir görev. Aile toplumun temel taşıdır. Nişanlılık ve evlilik sürecinin bir mahremiyeti vardır. Bu mahremiyeti milyonları eğlendirmek adına bir şov bir eğlence malzemesi haline getirmek bizim kendi değerlerimizin dibine dinamit koymaktır. Bunu bu kadar basite indirgememiz lazım. Televizyon kanalları izleyici kitlesi bulmak amacıyla, reyting kaygısı ile reklam gelirleri ve sponsorlardan elde ettikleri gelir kaygısı ile bu programlar üzerinde çok yoğunlaşmış durumdalar. Televizyon kanalları şunu unutmamalı ki öncelikle bir kamu görevi yapıyorlar. Gelen şikayetlerin çoğu programların kapatılması ile ilgili. Biz evlilik kurumumuzu bu kadar basitleştiremeyiz. Kanalların kendisini gözden geçirmeleri gerekiyor” dedi. AVRUPA SINIFTA KALDI Avrupa’nın bugüne kadar kendisinin geliştirdiği bütün söylemlerde sınıfta kaldığını belirten Çelik, “Bugün demokrasi deyince, insan hakları deyince, ifade özgürlüğü deyince mangalda kül bırakmayan Avrupa Birliği sayın bakanımıza yapmış oldukları muamele ile gerçekten bunların içinin ne kadar boş olduğunu bize net bir şekilde gösterdiler. Diğer Avrupa ülkelerinde de farklı uygulamalarla karşılaşıyoruz. Avrupa Türkiye Cumhuriyeti’ndeki Anayasa değişikliğini bu kadar hassas bir şekilde devam ediyor. Bunun bir tek sebebi olabilir. Burada adeta Türkiye’nin anayasasını değil de Avrupa’nın ya da dünyanın anayasasını yapıyoruz gibi öyle bir bakış açısına sahipler. Neden? Türkiye’de güven ve istikrarın olmasını istemiyorlar. Bunlar terör örgütleriyle yer alıp aynı safta yer almaları bizim geleceğimize ışık tutuyorlar. Bunu da milletimizin net görmesi gerekiyor” dedi. BU BİR PARTİ MESELESİ DEĞİLDİR Türk toplumunun krizlerden fırsat üretebilen bir toplum olduğunu ifade eden Çelik, “Bu bir parti meselesi değildir, bu bir ideoloji meselesi değildir, bu bir memleket meselesidir. Biz burada yönetim sistemi değişikliği ile ilgili bir yapı oluşturuyoruz. Bu anayasa değişikliği ne AK Parti içindir, ne MHP içindir, ne Recep Tayyip Erdoğan içindir, ne de Devlet Bahçeli içindir. Sonuçta seçimle gelinen, seçimle gidilen, süresi belli olan, vatandaştan yüzde 50 oy almak zorunda olunan bir seçim süreci. Buradaki amacımız ülkemizdeki istikrar ve güven ortamını sağlamak. Bu coğrafyada istikrar ve güvene Türkiye’nin çok ihtiyacı vardır. Milletimiz en doğru kararı 16 Nisan’da verecek.”